İlberOrtaylı’nın Yatacağı Yer;Fatih Camii Haziresi Değildir! - Eskişehir Öteki Eskişehir Haber

Mahmut Çetin

Mahmut Çetin
Mahmut Çetin

İlberOrtaylı’nın Yatacağı Yer;Fatih Camii Haziresi Değildir!

İlberOrtaylı’nın Yatacağı Yer;Fatih Camii Haziresi Değildir!
Yayınlama: 15 Mart 2026 Pazar - 225
A+
A-

Biz tarihçi değiliz,

Herhangi bir alanda Akademik kariyer sahibi de değiliz..

Ama en azından okuduklarımızı anlayabilecek,

Anlatılanları tartabilecek,

Ve bize sunulan “tarih anlatılarını” sorgulayabilecek kadar akıl ve muhakeme sahibi olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz!

Türkiye’de kimi isimler akademik başarılarından ziyade, medya tarafından inşa edilen bir;

“İtibar Mimarisi” ile büyütülürler.

Bir süre sonra bu isimler sorgulanamaz, eleştirilemez, hatta neredeyse kutsal birer otorite gibi sunulurlar.

Tarih alanında bu durumun en dikkat çekici örneklerinden biri de İlber Ortaylı etrafında oluşturulan;

“Duayen Tarihçi” imajıdır!

Oysa bu topraklar, yalnız Türkiye’de değil dünya akademyasında referans kabul edilen gerçek anlamda “Duayen Tarihçiler” yetiştirmiştir.

Burların ortak özellikleri;

Medyanın alkışına değil, arşivin sessizliğine yaslanmalarıydı.

Bugün;

Akademik üretimden ziyade televizyon programlarıyla, magazinvari tarih sohbetleriyle ve popüler kültürün içinde parlatılan bir tarihçilik anlayışı hakim.

Bu durum ister istemez şu soruyu doğuruyor;

Bir tarihçi gerçekten tarih yazdığı için mi büyür, yoksa medya onu büyüttüğü için mi “Duayen” olur?

İlber Ortaylı etrafında kurulan propaganda mekanizması tam da bu soruyu çağrıştırmaktadır!

Bir tarihçinin en büyük sorumluluğu, geçmişi kendi ideolojik kalıplarına göre şekillendirmek değil;

Onu tüm boyutlarıyla anlamaya, anlatmaya çalışmaktır!

Ancak Türkiye’de yüz yıldır;

“Resmî Tarih” diye adlandırılan bir “Tarih Öğretisi” hakimdir.

Resmî Tarih, Osmanlı’yı küçültürken Cumhuriyet’i büyütme refleksiyle hareket etmiş,

Osmanlı’nın medeniyet birikimini, siyasi vizyonunu ve dünya tarihindeki yerini çoğu zaman dar kalıplara hapsetmiştir!

İlber Ortaylı’nın pek çok konuşmasında Osmanlı’nın bazı yönlerini savunduğu doğrudur.

Lakin aynı zamanda Osmanlı medeniyetinin özgünlüğünü küçümseyen ya da onu Avrupa merkezli tarih anlayışına eklemleyen ifadeleri de sık sık tartışma konusu olmuştur!

Mesela Osmanlı’nın “Üçüncü Roma” olarak tanımlanması..

Bu ifade bazı akademik çevrelerde bir analiz olarak görülse de..

Çoğu tarihçi için Osmanlı’nın özgün medeniyet iddiasını gölgeleyen bir yaklaşımdır!

Zira Osmanlı kendisini Roma’nın devamı değil;

“İslam Medeniyetinin Siyasi ve Ahlaki Temsilcisi” olarak görmüştür!

Dolayısıyla mesele sadece bir kavram tartışması değil,

Tarihe hangi gözlükle baktığımız meselesidir!

İlber Ortaylı’nın yıllar içinde yaptığı bazı açıklamalar da toplumda ciddi tartışmalar doğurmuştur;

Ayasofya’nın ibadete açılması meselesinde yaptığı yorumlar, birçok insan tarafından,

“Osmanlı Vakıf Hukukunu Gerektiği Gibi Dikkate Almayan bir Yaklaşım” olarak eleştirilmiştir!

Bir konuşmasında;

“Ayasofya’da Namaz Kılınamayacağını..” akademik kariyerinin aşınmasın göze alacak derecede iddia etmiştir!

Oysa Ayasofya;

Sadece mimari ya da turistik bir mesele olmaktan öte;

Bir Fetih Sembolü’dür;

Bir Medeniyet İddiasının Tarihî Belgesidir!

İlber Ortaylı’nın Ayasofya konusundaki mesafeli ya da çekingen yaklaşımı, Türk Toplumunn önemli bir kesimi tarafından;

“Tarihî Hafızaya Karşı Duyarsızlık” olarak görülmüştür!

Tarih tartışmalarında en çok polemik yaratan konulardan biri de;

Kadir Mısıroğlu’nun sözleri etrafında oluşan tartışmalardır.

Mısıroğlu’nun bir sohbet konuşmasında Kurtuluş Savaşı sonrasındaki inkılapları eleştirirken söylediği;

“Yunan galip gelseydi;

Ne hilafet yıkılırdı,

Ne şeriat kaldırılırdı,

Ne medreseler lağvedilirdi,

Ne hocalar asılırdı..

Hiçbiri olmazdı!”

Yani;

“Bunlar, Yunan galip gelseydi;

Yunan’ın bile yapmayı göze alamayacağı büyük tahribatı yaptılar!” şeklinde anlamamız gereken sözleri,

İlber Ortaylı tarafından;

“Keşke Yunan Galip Gelseydi!” kalıbına sokulmak suretiyle bir tartışma ortamı yaratılmıştır!

İlber Ortaylı, Kadir Mısıroğlu’nun bu sözlerini yokumlayamayacak kadar “Geri Zekalı” olamazdı herhalde,

Öyle değil mi?

Bir tarihçi için;

Kariyerinin aşınmasına yol açacak en kolay yol polemik üretmektir!

İlber Ortaylı bu yolu seçmiştir!

Halbuki Gerçek Tarih;

“Arşivlerde Sessizliğini Bozulması Beklenen Belgelerde Saklanmaktadır!”

Bugün konuşulan bir diğer konu ise İlber Ortaylı’nın Fatih Camii haziresine defnedilmesi ihtimali üzerine yürütülen tartışmalar.

Fatih Camii’nin haziresi sıradan bir mezarlık değildir!

Orası Osmanlı’nın büyük alimlerinin, devlet adamlarının ve ilim insanlarının yattığı bir mekandır!

Bu yüzden toplumda büyük bir kesim;

Bu mekânın “sembolik anlamı” nedeniyle çok daha hassas davranılması gerektiğini savunmaktadır!

Ne anlama gelir?

“İlber Ortaylı’nın Yeri Fatih Camii Haziresi Değildir!

Belki de bütün bu tartışmaların merkezinde şu gerçek yatıyor:

Türkiye’de tarih arşivlerde değil;

Televizyon stüdyolarında,

Gazetelerin köşe yazılarında,

Ve son dönemlerde Sosyal Medyada da yazılıyor.

Bir isim sürekli ekrana çıkarılıp, Sosyal Medyada parlatılırsa;

“Duayen” olmakta;

Gerçekle ilgisi olmayan bir bilgi ya da görüş sürekli tekrarlandığında ;

“Hakikat” gibi görünmekte!

Bu ülke çok büyük tarihçiler yetiştirdi.

Onların çoğu televizyon ekranlarında değil, arşiv odalarında ömür tüketti!

Bugün yapılması gereken şey,

İsimler üzerinden kavga etmek değil;

“Tarihimizi ideolojik kalıplardan kurtararak yeniden okumaktır!”

Zira bir millet geçmişini doğru okuyamadığı sürece,

Geleceğini de doğru kuramayacaktır!

Bir gerçek var ki;

“Tarih, Sözde Tarihçilere Bırakılmayacak Kadar Önemlidir!”

Mahmut Çetin





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2025 - Künye